• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://tr-tr.facebook.com/pages/%C4%B0leri-T%C3%BCrk-M%C3%BCzi%C4%9Fi-Konservatuvar%C4%B1-Derne%C4%9Fi/103035266402178
Dil Seçimi
Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim

Düşüceler


KLASİK TÜRK MÜZİĞİ'NDEN TÜRK SANAT MÜZİĞİ'NE

                 Günümüzdeki, Klasik Türk Musikisi olarak kabul ettiğimiz müziğin başlangıç dönemini, Osmanlı Sarayı'nın 15. yüzyıl sonlarına doğru yerleşik duruma geçtiği  zamanlara dayandırmak gerekir.

                 Daha önceki dönemlerdeki önemli müzik adamları, Klasik Türk Musikisi'nin hazırlayıcıları ve şark müziğinin önemli şahsiyetleri olarak değerlendirilmelidir.

                Şark Müziği, İslam dini'ni kabullenmiş, birbiriyle yoğun temas içinde olan,  dolayısıyla adeta ortak bir kültür alemini yaşayan Türk, Arap ve Acem topluluklarının müziği olarak düşünülmelidir.

              Nitekim, Osmanlı Devleti'nde sarayın yerleşik duruma geçmesine kadar ki dönemde, Türk dünyasında besteci ve müzik teorisi alanında  öne çıkmış en önemli iki isimden Safiyüddin, Güney Azarbeycan'da Ummiye'de, Abdulkadir ise yine Güney Azerbaycan'da Meraga'da doğmuş Türklerdir. Bu iki büyük şahsiyetin adı da doğdukları yerden dolayı Ummiyeli Safiyüddin ve Meragalı Abdulkadir olarak anılmaktadır.

              Musikîde klasisizm temelde tarihsel bir kesinliği göstermez; ancak yaygın bir kavramdır. Klasik Musikî, klasik kaidelere uygun olarak yapılmış musikî demektir. Başka üslupların yaygın olduğu dönemlerde doğmuş olsa bile biçimi ve içeriği bakımından, yetkinliğini ve kalıcılığını kabul ettirmiş eserler ''klasik '' olarak adlandırılırlar. Bu sebeple klasik musikî'nin başlangıç ve bitimini gerek besteci, gerek tarih olarak belirlemek ve kesin çizgiler çizmek kolay değildir.

               Abdulkadir Merâgi, Gâzi Girayhan, Abdulâli Efendi gibi büyük besteciler Klasik Musikî'mizin hazırlayıcıları olmuş, özellikle kâr, murabba gibi büyük formdaki eserleri ile klasik kuralların oluşmasında ve müzikal yapının geliştirilmesinde  çok önemli bir rol oynamışlardır.

               Giderek olgunlaşan uslubu ve belirlenen kuralları ile Klasik Türk Musikîsi, Buhûrizâde Mustafa Itrî Efendi (1640-1711) ile doruk noktasına ulaşmıştır. Bu sebeple Türk Musikîsi için klasik dönemin ''Itri'' ile başladığını kabul etmek doğru bir  yaklaşımdır diyebiliriz.

            Lâle Devri'ndeki (1718-1730) yenilik hareketleri ve 18. yüzyılın sonlarında III.Selim'in (1761-1808) klasik kuralları zorlayan bir musikî akımını teşvik etmesi, romantik döneme geçişi hazırlamıştır. Bu dönemde Hacı Sadullah Ağa (1730-1807) gibi klasik kurallara tavizsiz bağlı kalan bestecilerle birlikte Sultan III. Selim, Sultan II. Mahmut, Numan Ağa, Dede Efendi, Dellalzade Şakir Ağa ve  Latif Ağa gibi önemli isimleri görüyoruz. Bu da bize Osmanlı iİmparatorluğu'nun duraklama devrini yaşarken, musikî dünyamızın ise en parlak dönemini yaşadığını göstermektedir.

               Bu dönemin yaşanmasında  18.yüzyılın son çeyreğinden başlayarak hazırladığı ortam ve destekle, musikî de gelişme ve değişmenin önderi olmuş, döneme damgasını vurmuş ve bir 'Ekol' ortaya koymuş olan III.Selim önemli bir rol oynamıştır.

                Tüm sanat dallarında olduğu gibi müzikte de dönemleri birbirinden kesin olarak ayırmak mümkün değildir. Her dönem kendinden önceki dönemden etkilenir, kendinden sonraki dönemi etkiler. Kimi tarihçiler tarafından ''Romantik Dönem'', kimi tarihçiler tarafından ''Neo Klasik Dönem'' olarak isimlendirilen ve 19.yüzyıl boyunca süren bu dönemde de, durum farklı olmamıştır. Zekâi Dede Efendi (1824-1897), Tamburî Ali Efendi (1836-1902), Hacı Faik Bey (-1890) gibi şarkı formunda eserlerle birlikte büyük formda eserlerde veren bestecilerin yanında, Hacı Arif Bey (1831-1885), Şevki Bey (1860-1891) gibi, yalnız şarkı formunda eserler veren besteciler, bu dönemin klasik kurallardan tam kopmamış ama çok daha esnek uygulandığı bir ûslûbu oluşturmuşlardır.

                20.yüzyılın başlarından itibaren, şarkı formunun musikîmize tamamen hakim olduğu, diğer formların besteciler tarafından yok denecek kadar az kullanıldığı görülmektedir. Şarkı formunun daha kolay bestelenir ve daha kolay anlaşılır olması,hem besteci sayısını hem de özellikle üslup bakımından fasıl repertuarına giren şarkı sayısını hızla artırmıştır.Bu artışla ters orantılı olarak, bestecilerin kullandığı makam ve usul sayısı azalmaya başlamış, bu azalma günümüze kadar devam etmiştir.

               Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinde başlayan batılılaşma istekleri, kültür çatışması ve yaşanan polemikler, Cumhuriyetin ilk yıllarında özellikle Türk Mûsıkisi açısından yeni bir boyut kazanmıştır. Bir kısım aydın, Türk İslam sentezi ve Osmanlı kültürünün önemli bir dalı olan bu mûsikiyi istemiyor, tamamen terk edilmesinin çağdaşlaşma için gerekli olduğunu savunmaktaydı. Bu anlayış o kadar etkili oldu ki 1976 yılına kadar Türk Mûsikisi eğitimi devlet desteğinden mahrum kaldı.Türk Mûsikisi,mûsikişinasların katıldığı ev toplantılarında, yurdun her yerinde kurulan mûsiki cemiyetlerinde ve radyoların bünyelerinde yapılan çalışmalarla yaşatılmaya ve gelirtilmeye çalışıldı. Bu tartışmalı dönemde Saray Müziği, Anadolu Müziği tartışması da gündeme gelmiş ve bu durum ayrışmaya yol açmıştır.Uzun tartışmalardan sonra kökü klasik mûsikiden üslubu değişerek gelen ve sanat yapma kaygısı ile kişilerce oluşturulan mûsikiye ''Türk Sanat Müziği'', halkın ortak duygu, kültür ve zevkiyle oluşan mûsikiye ise ''Türk Halk Müziği'' denmesi genel kavram olarak kabul görmüş, ''mûsiki'' terimide müzik olarak değişime uğramıştır.

                  Bugün ise ''Türk Sanat Müziği'' dendiğinde hangi dönemde yapıldığına bakılmaksızın, şarkı formunda olan  tüm eserler anlaşılmaktadır. Dede Efendi'nin veya III.Selim'in bir şarkısı ile günümüzde ticari amaçla bestelenmiş bir şarkı, aynı program içinde ve aynı anlayışla icra edilmektedir. Dönem üslubu, makam ve usul yapıları dikkate alınmadan oluşturulan çalgı toplulukları eşliğinde yapılan icralar, müzikal deformasyonu giderek yaygınlaştırmaktadır.

               Her dönem kendi üslubunu yaratır.Günümüz şartlarında tüm sanat dallarında etkileşim inanılmaz boyutlara ulaşmıştır.Bunun sonucu bugün  ''Türk Sanat Müziği'' olarak kastettiğimiz müzik ülkemizde yapılan her tür müzikten biraz etkilenmiş ve böylece geçmişi ile fazla benzeşmeyen yeni bir tür oluşmuştur.

             Kaynaklar:

             Özalp, N. (1986) Türk Mûsikisi tarihi,derleme C,I,II. Ankara T.R.T Müzik Dairesi Başkanlığı

             Öztuna,Y. (1976) Büyük Türk Mûsikisi Ansiklopedisi C.I,II İstanbul Milli eğitim Basımevi

           

             YRD.DOÇ.ÇETİN KÖRÜKÇÜ

               OKAN  ÜNİVERSİTESİ

             KONSERVATUVAR MÜDÜRÜ

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam10
Toplam Ziyaret25114
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.33755.3589
Euro6.05236.0765
Hava Durumu
Anlık
Yarın
14° 8°
Saat